Tekstil İşçileri İçin Yaşam Ücreti: İnsana Yakışır İşin Başlangıç Noktası

Bir işçinin normal çalışma saatleri içinde kazandığı ücret; kendisinin ve ailesinin gıda, barınma, sağlık, eğitim, ulaşım, giyim ve temel sosyal yaşama katılım ihtiyaçlarını karşılamıyorsa, o iş “istihdam” yaratıyor olabilir; ancak insana yakışır bir yaşam sunmuyor demektir.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), yaşam ücretini, işçinin ve ailesinin ülke koşulları içinde insana yakışır bir yaşam standardına erişmesini sağlayacak ve normal çalışma saatleri karşılığında ödenecek ücret olarak tanımlar. Bu tanımın en kritik yanı şudur: Yaşam ücreti, fazla mesaiye, primlere ya da ikinci bir işe mecbur kalmadan geçinmeyi mümkün kılmalıdır.[1]

Tekstil ve hazır giyim sektöründe düşük ücret, yalnızca cüzdandaki eksiklik değildir. Uzun çalışma saatlerini, iş sağlığı ve güvenliği risklerini, çocuk işçiliğini ve kuşaklar boyu süren yoksulluğu besleyen yapısal bir sorundur.

Düşük ücret, fazla çalışma baskısı yaratır

İşçi, normal mesaisi karşılığında aldığı ücretle kira, mutfak masrafı, faturalar ve çocukların eğitim giderlerini karşılayamıyorsa önünde çoğu zaman iki seçenek kalır: Aynı fabrikada daha fazla mesai yapmak ya da başka bir işte ek çalışma yapmak. Bu, “özgürce yapılmış bir tercih”ten çok, gelir açığının zorladığı bir hayatta kalma stratejisidir.

Uzayan çalışma günleri dinlenme süresini azaltır; yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve hata olasılığını artırır. Özellikle hızlı üretim temposu, kesim ve dikim makineleri, ütü, kimyasal kullanım ve depo işleri gibi fiziksel risklerin bulunduğu tekstilde bu durum iş kazası olasılığını büyütür. ILO’nun Vietnam’daki 109 hazır giyim fabrikasını inceleyen araştırması, parça başı veya kota temelli ücretle çalışanların işyeri tehlikelerine ilişkin kaygı bildirme olasılığının saatlik ücretle çalışanlara göre daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.[2]

Elbette her iş kazasının tek nedeni düşük ücret değildir. Güvenli olmayan makine, yetersiz eğitim, denetimsizlik ve üretim baskısı da belirleyicidir. Ancak ücret yetersizliği, işçiyi dinlenmeden daha uzun süre çalışmaya ve riskli çalışma düzenlerini kabullenmeye iterek bu tehlikeleri ağırlaştırır.

Çocuk işçiliğinin görünmeyen ekonomik zemini

Bir hanede yetişkin emeği tam zamanlı çalışmasına rağmen temel ihtiyaçları karşılayamıyorsa, çocukların gelire katkı sunması “aile çözümü” gibi görünmeye başlayabilir. Oysa bu durum çocuğun eğitimden, oyun hakkından ve güvenli gelişim ortamından kopması anlamına gelir.

Çocuk işçiliğinin tek sebebi düşük ücret değildir; eğitim hizmetlerine erişim, sosyal koruma eksikliği, göç, ayrımcılık ve kayıt dışılık da önemli etkenlerdir. Buna rağmen yetişkinler için yeterli ve düzenli gelir sağlamak, çocuk işçiliğiyle mücadelenin temel araçlarından biridir. ILO’nun çocuk işçiliği çerçevesi, ebeveynlerin çocuklarını çalıştırmak zorunda kalmaması için yoksulluğun azaltılmasını ve yetişkinler için insana yakışır işlerin yaygınlaştırılmasını özellikle vurgular.[3]

Görüşme yaptığımız ve hikayesini dinlediğimiz bir çok işçi çalışmaya çocuk yaşta başlamış ve neredeyse eksiksiz herkes aile bütçesine katkı sunmak için erken başlamış.

Bu nedenle yetişkin işçinin ücretini yalnızca “işçinin bireysel geliri” olarak görmek eksiktir. O ücret, çocukların okulda kalıp kalamayacağını; ailenin sağlık harcamasını erteleyip ertelemeyeceğini ve yoksulluğun bir sonraki kuşağa aktarılıp aktarılmayacağını da etkiler.

Yaşam ücreti, gelişmenin ön koşuludur

Düşük ücret modeli kısa vadede maliyeti düşürür gibi görünebilir. Fakat uzun vadede işçilerin beslenmesini, sağlığını, barınmasını, çocuklarının eğitimini ve toplumsal hayata katılımını sınırlar. İşçi sürekli borç, ek iş ve aşırı mesai döngüsünde kaldığında beceri geliştirmeye, eğitime, dinlenmeye ve yaşamını iyileştirmeye kaynak ayıramaz.

Dolayısıyla yaşam ücreti, “maliyeti artıran bir sosyal talep” değil; işgücünün sağlığını, işte kalıcılığını, niteliğini ve toplumun refahını koruyan bir kalkınma politikasıdır.

Asgari ücret ile yaşam ücreti aynı şey değildir

Asgari ücret yasal olarak ödenebilecek en düşük ücrettir. Yaşam ücreti ise bu tutarın işçi ve ailesinin gerçek yaşam maliyetlerini karşılayıp karşılamadığını sorar. Bazı ülkelerde asgari ücret yaşam ücretine yaklaşabiliyor; ancak genel olarak çok arada farklar olan rakamlardır.

ILO’nun 131 No’lu Asgari Ücret Tespit Sözleşmesi, ücret belirlenirken işçilerin ve ailelerinin ihtiyaçları; yaşam maliyeti, sosyal güvenlik yardımları, genel ücret düzeyi ile ekonomik gelişme, verimlilik ve istihdam gibi unsurların birlikte dikkate alınmasını öngörür.[4]

Bu yaklaşım iki önemli sonucu beraberinde getirir:

  • Ücretler, sadece gıda ve barınmaya indirgenmeden sağlık, eğitim, ulaşım ve sosyal yaşama katılımı da hesaba katmalıdır.
  • Hesaplamalar düzenli olarak güncellenmeli; işçi sendikaları, işverenler ve kamu kurumları sürece gerçek biçimde katılmalıdır.
  • Asgari ücret, “Yaşam Ücreti” için kullanılan değişkenler baz alınarak hesaplanmalı

Ne yapılmalı?

Düşük ücretten yaşam ücretine geçiş, tek bir fabrikanın ya da tek bir işverenin omuzlarına bırakılamaz. Marka, tedarikçi, kamu ve sendikaların ortak sorumluluğu gerekir:

  • Ücretler, yasal tabanın ötesine geçerek normal çalışma saatlerinde insana yakışır yaşamı güvence altına almalıdır.
  • Fazla mesai, geçim açığını kapatmanın zorunlu aracı olmaktan çıkarılmalı; gönüllü, sınırlı ve hakkaniyetli biçimde ücretlendirilmelidir.
  • Küresel markalar, sipariş fiyatlarını ve teslim sürelerini tedarikçilerin yaşam ücreti ödemesine olanak verecek şekilde belirlemelidir.
  • Ücret tespit süreçleri güncel yaşam maliyeti verilerine, toplu pazarlığa ve işçilerin gerçek katılımına dayanmalıdır.
  • Çocuk işçiliğiyle mücadele, denetim ve yasaklarla sınırlı kalmamalı; ailelerin yetişkin ücretleri ve sosyal koruma yoluyla güvence altına alınmalıdır.
  • İş sağlığı ve güvenliği, düşük ücret ve aşırı çalışma baskısından bağımsız düşünülemeyecek şekilde ele alınmalıdır.

Yaşam ücreti, bir ayrıcalık değildir. Bir işçinin tek bir tam zamanlı işiyle kendisinin ve ailesinin onurlu bir yaşam sürmesi; çocuklarının çalışmak yerine eğitim alabilmesi; işe dinlenmiş, güvenli ve sağlıklı biçimde gidebilmesi için gerekli en temel güvencedir.

Tekstil sektöründe mücadele edenler olarak tekstil sektörünü baz alsak da, bilinmeli ki “Yaşam Ücreti” sadece bir sektörde değil bütün sektörlerde beraber ele alınmalıdır.

Tekstilde daha adil bir gelecek, ürünün etiketindeki fiyattan önce, onu üreten insanın ücretinden başlar.

——————————————————————————————————————————————

[1] https://www.ilo.org/what-living-wage

[2] https://www.ilo.org/publications/does-piece-rate-pay-impact-perceived-occupational-hazards-garment-factories

[3] https://www.ilo.org/topics-and-sectors/child-labour

[4] https://www.ilo.org/resource/51-what-balanced-and-evidence-based-approach