İzmir’de bir tekstil fabrikasında başlayan hak mücadelesi, 500 günü aşkın süredir devam ediyor. TEKSİF Sendikası’na üye olan 15 işçi, sendikal örgütlenmeye öncülük ettikleri gerekçesiyle haksız ve tazminatsız işten çıkarılmıştı. O günden bu yana işçiler fabrika önünden ayrılmayarak mücadelesini sürdürüyor.
Bu süreçte işçilerin haklılığı mahkeme sonuçlarında da kanıtlandı. İstinaf Mahkemesi fabrikadaki resmi yetkinin TEKSİF’te olduğunu kesinleştirdi; işverenin tüm itirazları reddedilerek “kötü niyetli” olduğu hükme bağlandı. İşe iade davası açan işçiler davalarını kazandı, sendikal tazminat almaya hak kazandı. Yerel mahkeme, istinaf ve Yargıtay aşamaları tamamlandı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından sendikanın yetkisi resmen tescillendi. Şimdi, TEKSİF ve DİGEL yönetimi arasında, toplu iş sözleşmeleri için görüşmeler başladı.
Fabrikadaki tablo ise yalnızca sendikal baskıyla sınırlı değil. İşçiler sabah 05:30’da fabrikanın yolunu tutarken mesai başlamadan 45 dakika önce üretim alanına girmek zorunda bırakılıyor. Kadın çalışanlara yönelik uygulamalar ise özellikle ağır: hamile işçilerden ultrason görüntüsü talep edilmesi, regl döneminde tuvalet kısıtlaması, istifa baskısı. Yüksek fiyatlı ürünleriyle pazarda yer alan Almanya merkezli bir marka için bu tablo, ciddi bir çifte standart anlamına geliyor.
500den fazla gündür süren bu mücadele yalnızca 15 işçinin değil, fabrikanın tamamındaki çalışanların ve daha geniş anlamda tüm tekstil işçilerinin mücadelesi.
Sendikal örgütlenme bir ayrıcalık değil, anayasal bir haktır. İşçiler sendika çatısı altında bir araya geldiğinde yalnızca ücret değil, işyerindeki tüm hak ihlallerini toplu iş sözleşmesi masasına taşıyabilir. DİGEL’deki mücadele de tam olarak bunu gösteriyor.

