Sürdürülebilir Moda!?

Eco Collection, More Sustainable, Join Life, Respect Life… Giysi etiketlerinde sıkça karşılaştığımız, sürdürülebilirliği ima eden sloganlardan yalnızca birkaçı bunlar. Peki moda sektöründe sürdürülebilirlik nedir ve neyi sürdürüyor?

Sürdürülebilirlik kavramı, Birleşmiş Milletler tarafından 1987’de yayınlanan Ortak Geleceğimiz raporunda şöyle tarif edilir: gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânından ödün vermeden, günümüzün ihtiyaçlarını karşılamak. Aynı rapor, çevrenin insan eylemlerinden, hedeflerinden ve ihtiyaçlarından ayrı bir alan olamayacağını da vurguluyor. 

Tekstil sektöründe pek çok küresel marka, “daha sürdürülebilir” ürünleriyle tanıtım yapıyor. Ama gerçek şu ki, sürdürülebilirlik için geri dönüştürülmüş plastik şişelerden dokunan sentetik kumaşlardan ya da kraft kâğıda basılmış fiyat etiketlerinden çok daha fazlasına ihtiyacımız var.

Bunun yanında, küresel hızlı moda markaları her hafta yeni koleksiyonlarını piyasaya sürüyor. Çoğu zaman sadece birkaç kez giyilen kıyafetler, bir yılı doldurmadan giyilemez hale geliyor ya da modası geçtiği için çöp oluyor. Tüketicinin eline hiç geçmeden doğrudan atık haline gelen giysiler ise bu döngünün bir başka yüzü.

Türkiye’de tekstil sektörünün yaklaşık yarısının kayıt dışı çalıştığı tahmin ediliyor. İşçilerin büyük bir kısmı asgari ücret ya da altında çalışıyor.

Bu oran, tekstil üretiminin en yoğun olduğu Bangladeş ve Hindistan gibi ülkelerde çok daha yüksek. Tekstil işçileri, çoğu zaman temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandıkları bir ekonomik düzende üretime devam ediyor.

Ayrıca bkz. Türkiye Tekstil Endüstrisi Profili ve Yaşam Ücreti

Durum böyleyken, neyin sürdürülebilir olduğuna ve kimin sürdürülebilirliğinden söz ettiğimize yakından bakmak önem kazanıyor. Çünkü bu tanımı büyük ölçüde markalar ve onların pazarlama dili yapıyor; üretim zincirinin en önemli öğesi olan işçiler bu işin neredeyse hiç parçası olmuyor. Sürdürülebilirlik, kimin hayatta kalacağından çok, kimin imajının hayatta kalacağı üzerine kurulu bir gösteriye dönüşmüş durumda.

AB düzenlemeleri elbette hem sosyal hem çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli adımlar atılmasını sağlıyor. Ama bu durumda da üretim, markaların “daha ucuz ve daha hızlı” üretim yapmasına imkân tanıyan başka ülkelerde yoğunlaşıyor. Yani ön planda sürdürülebilir görünen markalar, arka planda çeşitli yasal düzenlemelerden kaçmanın yollarını arıyor.

Bu yüzden sürdürülebilirlik, markaların aklanma yöntemlerinden yalnızca biri ve çoğu zaman bir pazarlama malzemesinden ibaret. Markaların trendlere göre bugün öne çıkardığı “sürdürülebilir” koleksiyonun yarın adının bile anılmayacağının hiçbir garantisi yok. Gerçek sürdürülebilirlik, ancak sistemsel dönüşümle ve küresel çapta bağlayıcı düzenlemelerle mümkün. Aradaki fark aslında basit: markanın kendi kendine koyduğu hedefin bir çıkış kapısı vardır, işe yaramazsa sessizce rafa kaldırılır; yasal yükümlülükten ise kaçış yoktur. Gönüllülük markayı yalnızca kendine karşı sorumlu tutarken, düzenleme onu topluma karşı hesap verebilir kılar. Bugüne kadar sektörde kalıcı değişimi tetikleyen de hep bu ikincisi oldu.

Çevresel sürdürülebilirlik de emeğin sürdürülebilirliği olmadan mümkün değil. Çünkü hızlı ve ucuz üretimi mümkün kılan şey, aynı zamanda ucuz emektir; bir tişörtün fiyatını bu kadar aşağı çeken mantık, hem doğaya hem işçiye aynı anda borçlanıyor. Bu yüzden çevre ve emek, birbirinden ayrı iki mesele değil, aynı ekonomik modelin iki yüzü: bu dünyada hepimiz birbirimize bağlıyız.

Burada asıl mesele bireysel bir tüketim tercihi değil. Hangi kumaşın, hangi fiyata, hangi mağazanın rafında yer alacağına karar veren biz değiliz; bu kararı çoktan tedarik zinciri vermiş oluyor, bize sadece seçmek kalıyor. Sorumluluğu doğru yere koymak, suçu kimseye yıkmadan da mümkün. Ama bu, sorgulamaktan vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmiyor; bazen en basit soru en yerinde olanı.

Kaldı ki, biz neden geri dönüştürülmüş plastik şişe giyiyoruz? Bildiğimiz pamuğa, ketene, yüne ne oldu?

 

Modanın Adil Geçişi Manifestosu’nu okumak ve imzalamak için tıklayın