Bu metin Temiz Giysi Kampanyası’nın(CCC Turkey) göçmen işçilerin durumu için benimsediği tutumu anlatmaktadır.

 

  1. Türkiye’deki Mevcut Durum

2011 yılında Suriye’de patlak veren iç savaş nedeniyle çok fazla sayıda insan gidebilecekleri en kolay ülke olan Türkiye’ye herhangi bir statü sahibi olmadan hatta pasaport sahibi bile olmadan gelmek durumunda kaldı. Geldikleri yerlerde sahip oldukları kurulu düzeni ve ilişkilerini geride bırakarak yanlarında getirebildikleri kadarıyla yetinerek Türkiye’ye göç ettiler. Geldikleri yerlerde bir unvanları ve dağılmamış toplumsal yapı içinde statüye sahiplerdi. Lakin ülkelerini terk ettikten sonra ağır koşullarda yaşamak zorunda kalan vasıfsız işgücüne dönüşmeleri kaçınılmaz oldu. Sadece Suriyeliler değil başka ülkelerden de Türkiye’ye gelmek zorunda kalan ancak benzer nedenlerle dezavantajlı duruma düşmüş olan birçok göçmen, “mültecilik” gibi bir hukuki statüsü olmadan özel koruma kanunu kapsamında yaşamak ve çalışmak zorunda.

Göçmenlerin düşük ücretli işlerde çalışmalarını sağlayan “vasıfsızlık karinesi” ekonomik olarak tıkanma işaretleri veren bir Türkiye için ekonomik bir canlanmayı da beraberinde getirdi. Suriye’den Türkiye’ye sadece “vasıfsız” işçi hareketlenmesi değil likite dönüştürülebilir malların da akışı gerçekleşti. Kaldı ki göçmenlerin oldukça kalifiye Suriyelilerden de oluştuğu bilinmektedir.

Türkiye ekonomisine ve kültürel hayatına katkılarına rağmen işlemeyen mekanizmalar nedeniyle sömürülmeye açık bir iş gücü olarak dâhil olmuş ve sosyal dışlanma, horlanma, insanlık dışı ücretlerde ve koşullarda çalıştırılma,  kamplarda tecrit altında tutulma, iç ve dış siyasetin argümanı olarak kullanılma gibi hiç bir insan evladının hak etmediği muamelelere maruza kalmışlardır.

Hali hazırda en çok Suriyeli göçmenin olduğu Türkiye’de işçiler daha çok keyfi uygulamalar ile şekillenen bir çalışma ortamına sahipler. Bu keyfiliğin baskın olduğu durum her açıdan düzensizliği beraberinde getirmektedir. Düzenli barınma ve gıda imkânına sahip olanlar ise gündelik hayattan izole kamplarda tutulmaktalar. Göçmenler, gerek çalışma koşullarının sahip oldukları niteliklere göre oldukça düşük profilli olması gerek de toplumsal anlamda entegrasyon ve dışlanma problemleriyle yaşamaları nedeniyle ilk fırsatta ülkelerine ya da başka ülkelere gitmek gibi bir talep içindeler. Misafirperverlik iddiasını boşa düşüren bu durum ciddi bir takım sorunlara işaret etmektedir.

Türkiye’deki göçmenler büyük oranda yaşadıkları dil problemi nedeniyle kendilerini ifade imkânından yoksun durumda kalmaktadırlar. Ciddi olumsuzluklar üreten bu iletişimsizlik hali gettolaşmayı arttırmakta ve çalışma hayatına katılan bireyleri dil problemi olmayan kişilerin insafına terk etmektedir.

Her ne kadar Suriyeliler için istisna uygulandığı yetkili makamlar tarafından beyan edilse de sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Suriyelilerin yoğunlaştığı bölgelerde “illegal” sağlık kuruluşları görülmektedir. Suriyeli olmayan göçmenler ise “turist” statüsünde görüldüklerinden Türkiyeli vatandaşlara nazaran çok daha yüksek ücretlerle sağlık hizmeti alabilmektedir.

“Mülteci” kampları dışında yaşayan göçmenler ve çocuklar ise organizasyon yetersizliğinden ve çalıştırılmak durumunda kalan çocukların çok sayıda olmasından kaynaklı olarak büyük oranda eğitim faaliyetlerine katılamamaktadırlar. Savaş başladıktan sonra Türkiye’de yaşayan Suriyeliler içinde yaklaşık 240.000 çocuğun doğduğu bilgisi ile birlikte düşünüldüğünde sorunun vehameti ve önemi göze çarpacaktır.

 

  1. Tutumumuz
  • Türkiye’deki göçmenlerin hukuken mülteci statüsüne sahip olmamaları nedeniyle doğal olarak düştükleri dezavantajlı halin her durumda gözetilmesi ve göçmenlerin yaşadıklarıyla ilgili hassasiyetin daha fazla gözetilmesi gerekiyor.
  • Temel ihtiyaçlarının sadece hayatta kalmak olmadığını ve herkesin yetkinliği kadar kendisini gerçekleştirme ve geliştirme olanaklarına eşit oranda sahip olduğunu gözeterek, koşulların iyileştirilmesine odaklanmayı bir ödev olarak görüyoruz. Bu bağlamda herhangi bir hukuki statüye sahip olmasa bile tüm göçmenlerin Türkiye’de yaşayan herkesle aynı imkânlarla yaşama ve çalışma hakları olduğunu düşünüyoruz.
  • Ülkemize gelmek zorunda kalan insanların sahip oldukları bireysel ve kültürel zenginlikleriyle Türkiye’ye her anlamda kattıkları değerlerin hafifsenmemesi aksine önemsenmesi ve takdirle karşılanması gerektiğine inanıyoruz. Mevcut dezavantajlı durumları nedeniyle hem şirketlerin, hem tüketicilerin hem de özellikle devlet yöneticilerinin hassasiyetlerinin göçmen işçiler lehine işletilmesini bekliyoruz. Tespit ettiğimiz ve gücümüz yettiği kadar dezavantajlı durumda çalışmak zorunda kalan tüm göçmenler için markaları ve tüketicileri duyarlı olmaya çağıracağımızı beyan ediyoruz.
  • Firmaların hakkaniyetli bir şekilde kazanmalarıyla problemimiz olmadığını ve insanlık dışı koşullarda çalışanlar üzerinden para kazanıyor olmalarını ise asla kabullenemediğimizi belirtiyoruz. Çalışan hakları konusunda her ne kadar yeteri bulmasak bile ILO sözleşmelerine sadık kalınmasını talep ediyor ve bu konuda tüm ilgilileri göreve ve icraata çağırıyoruz. Bu sorumluluğun sadece Türkiye içi unsurların değil burada üretilen ürünleri kullanan tüm ülkeleri ve tüketicileri kapsadığını belirtmek istiyoruz. Şeffaf şekilde işletilmeyen tüm üretim ve tedarik zincirinin görünür ve denetlenebilir olmasını koşulsuz şartsız talep ediyoruz.
  • Nefret suçu kapsamına giren her tutumla aramızda mesafe olduğunu ve göçmen işçilere çalışma hayatlarında gösterilen her ne kadar hukuken tanımlanması ülkemizde eksik olsa da nefret suçu kapsamına giren her şeyin sorumluluk sahibi unsurlar tarafından gözetilmesi gerektiğini önemle vurguluyoruz. Sadece Suriyeli göçmenler için değil bir şekilde statüsü olsun olmasın ülkesinden kaçarak buralar gelmiş olan tüm bireyler ve çalışanlar için sık sık karşılaşılan nefret suçlarına karşı ağır yaptırımların hukukileşmesini ve etkili şekilde uygulanmasını talep ediyoruz.
  • Sadece Suriyeli işçiler için tedavüle giren günübirlik/geçici iyileştirmelerin yeterli olmadığını biliyor Suriyeli olmayan ve onlara nazaran azınlıkta kalan göçmenler için de hassasiyet gösterilmesini istiyoruz.

Temiz Giysi Kampanyası hayatımız ilgilendiren her üretim ve tüketim alanında sorumlulukları ve iyileştirici tüm faaliyetleri destekler, insanlık vicdanına aykırı tüm uygulamaların ve üretim faaliyetlerinin karşısında yer alır.